Şablon:GM/2017-02-16
![]() Sanatsal açıdan Chartres Katedralini eşsiz kılan olağanüstü derecede korunmuş olması ve özgün elemanlarının günümüze kadar gelmesidir. Özgün vitrayların hemen hemen hepsi bozulmadan durmaktadır. Yapı 13. yüzyıldan beri çok az tadilat görmüştür. Dış cephesinde, ağırlıklı olarak mimarlara pencere boyutlarını artırma olanağı sağlayan büyük dayama kemerleri görünür. Batı kanadına birbiri ile kontrast oluşturan iki çan kulesi hâkimdir. Bunların birisinin tepesi basit piramit şeklinde 105 m yüksekliğinde ve 1140'lardan kalma iken diğeri daha eski tarihli bir kulenin üzerine 16. yüzyılın başlarında inşa edilmiş 113 m'lik Gotik flamboyant tarzındadır. Ana teolojik temalarda yüzlerce heykel ve heykelcik içeren batı cephesinin üç ana kısmı da aynı derecede tanınmıştır. UNESCO tarafından 1979'da Dünya Mirası listesi listesine alınan ilk tarihi eserlerden biridir. 12. yüzyıldan beri Hristiyanlar için önemli bir uğrak yeri olan katedralde, İsa'nın doğumu sırasında Meryem tarafından giyildiği sanılan tunik Sancta Camisa korunmaktadır. Aynı zamanda Dünya Mirasları listesinde olması nedeniyle de birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. (Devamı...) |
![]() Mary Martin'in çocukluğu, kendi yazdığı otobiyografi kitabı olan My Heart Belongs 'da da belirttiği gibi oldukça mutlu geçmişti. Annesi, babası ve kardeşleriyle ilişkileri oldukça yakın ve sıcaktı. Kendi otobiyografi kitabında tanımladığı gibi, genç aktrisin içgüdüsel bir şekilde müziğe yatkınlığı vardı. Martin'in babası, Preston Martin bir avukat ve annesi, Juanita Presley bir keman öğretmeniydi. Doktorlar Juanita'nın bir tane daha bebek beklemesinin çok riskli olduğunu söylemesine rağmen, Juanita erkek bir bebeği olsun istiyordu. Erkek bebek yerine Juanita'nın bir kızı oldu, Mary. Mary zamanla erkek gibi davranan bir çocuk oldu. Doğumu tüm komşular arasında büyük bir olay oldu ve tüm komşular Juanita'nın penceresinin önünde, perdenin açılıp bebeğin sağlıklı bir şekilde doğdunun sinyalini vermesini bekledi. Ailesinin bir ahırı ve meyve bahçesi vardı. Mary ve ablası Geraldine, ağaçlara tırmandıkları ve bolca ata bindikleri bir çocukluk geçirdiler. Mary çocukken babasına resmen tapıyordu. Daha sonradan onu " Uzun, yakışıklı, gümüş saçlı ve şefkat dolu kahverengi gözleri vardı. Annem disiplinliydi ama beni sadece bir bakışıyla meleğe döndürebilen babamdı." (syf. 19) Daha sonradan "Kanunları hiçbir zaman anlayamadım." diyecek olan Martin her cumartesi akşamı babasının çalıştığı mahkeme salonu önünde grubuyla birlikte şarkı söylemeye başladı. Martin'in grubu aynı elbiseyi giymiş üç küçük kızdan oluşan bir trioydu. Martin bu günlerini "Mikrofonumuzun olmadığı o günlerde bile yüksek boru gibi olan sesim tüm meydanı inletirdi. Her zaman bu özelliğimin babamdan bana miras kaldığını düşünmüşümdür." (Devamı...) |